29 .06.2009 / 22:37:20
İran’da
yapılan ve komedi gibi “demokrasi yolunda bir adım” denilen, hileli
olduğunu mollaların bile kabul ettiği ama “farketmez, Musavi yine de
suçlu, yargılanacak” dediği seçime bakıyorum(Koruyucular kurulu önce
‘50 bölgede hile var’ dedi, şimdi ‘Ahmedinejad’a hak veriyoruz’ demiş).
Orada tutuklanan 70 profesörle 25 gazeteciye bakıyorum... Sanki bana
daha yakınlarda birşeyleri hatırlatıyor gibi. Araştırılıp açıklanması
gereken hile iddiaları olan velâkin kimsenin umursamadığı başka
seçimleri ya da profesörlerin, gazetecilerin iddianame ve duruşma
beklemek üzere aylarca, yıllarca cezaevine tıkıldığı başka bir
ülkeyi... Nasıl olabilir ki böyle bir benzerlik? Olamaz, saçma,
uzaklaştır kafandan... Yok artık yani...
Bir de İran seçimi ve
“milletin iradesi, demokratik seçim” lâfları bana Irak’ta Saddam
döneminde yapılan ve seçim odalarında halkın tepesinde silahlı askerler
beklerken, öldürülme korkusu ve baskısıyla oy verdiği ama yine
“demokratik seçim” denen seçimleri hatırlatıyor. Seçim ve demokrasiyi
ağzından düşürmeyen diktatör yok mu ne dünyada?.. “Halkın iradesi”
mazeretinin arkasına sığınılınca en baba diktatörlük demokrasi gibi
yutturulabiliyor. Hatta günün birinde gösteri yapanların öldürüldüğü
hale gelse bile görmezden gelinip “halk istedi, bizi çoğunlukla
iktidara getirdi” denebiliyor.
Bırakalım bunları, Türkiye’ye
dönelim: Washington Post gazetesinde (Nisan’da) Susan Brooks isimli
yazar şöyle yazmıştı: “Pakistan’da şeriat hukuku isteyenler şiddet
yanlısı ve aşırıcı. Ne yaptıkları açıkça ortada. Türkiye’de aynı şeyi
isteyenlerin taktikleri ise daha kurnazca ama bu onları daha az
tehlikeli yapmıyor”... Anlaşılan o ki ABD’de şu anda Türkiye’nin de
(Allah korusun) Pakistan’a dönebileceği korkusu taşıyanların sayısı az
değil (Hatırlayın aynı endişeyi daha önce Mehmet Ali Bayar da ABD’li
parlamenterlerden duymuştu)..
Dün Hürriyet’in 20’nci
sayfasında gördüğüm fotoğraf, geceyarısı muhalefeti aldatarak çıkarılan
yasa için Cemil Çiçek’in “Meclis’ten çoğunlukla geçti” sözü,
Başbakan’ın (Org. Başbuğ’un konuşmasından önce alelacele yapıldığı
bilinmesine rağmen) sanki tesadüfmüş ve aldatmaca yokmuş gibi “Aklın
neredeydi, sizden el kaldıran olmadı... Çıkan yasa darbeye ve
darbecilere karşı, neden itiraz ediyorsun?” benzeri hem gerçekle
alâkasız ve hem de ana muhalefeti hep darbecilikle suçlayan sözleri
bana bunları düşündürdü.
SİVİL YARGI ÇOK MU MATAH?
Sadece
Meclis çoğunluğu demokrasiyi sağlayabilseydi Hitler de çok demokrat
sayılabilirdi ve anayasa mahkemelerinin kurulmasına da gerek kalmazdı.
Zaten
emekli askerler uzun süredir sivil yargıda yargılanmakta. “Askerlerin
askeri savcılıkta sorgulanması” nın ise aynı zamanda AİHM kararı olduğu
açıklandığı gibi hukukçular Anayasa’nın 145’inci maddesi değişmeden
(askeri mahkemelerin yargı yetkisinin anlatıldığı) böyle bir
düzenlemenin de Anayasa’ya aykırı olacağını söylüyorlar.
Peki
(yüksek mahkemeler dışında) sivil yargının Adalet Bakanlığı baskısı
altında olduğu ortada iken, iktidar perde gibi üstlerine gerilmişken bu
sivil mahkeme israrı nedir?.. “Askeri mahkemeye güvenmiyoruz” havasını
israrla yaratanlar acaba aynayı kendilerine tutmayı neden düşünmüyor ve
bir de bu aldatmacayı yapıyorlar?
Hürriyet’teki fotoğraf;
Başbakan Erdoğan’ın İzmit’teki parti kongresi için Atatürk Spor
Salonu’ndan “tepki gösterirler diye” dışarı çıkarılan depremzedelerin
(deprem konutlarından da çıkarılmak isteniyorlarmış) fotoğrafıydı. İki
sivil kadın polis türbanlı bir kadının ağzını kapatmış, koluna girmiş,
çekiştiriyorlardı. Demokrasinin, ifade özgürlüğünün böylesi müthiş
değil mi? Sizin de başınızı döndürmüyor mu?
*****‘HER AÇIDAN’ NEDEN KESİLDİ?Pazar
günü Her Açıdan’da gündemin önemli olaylarını tartışırken birçok ilde
ve İstanbul’un çeşitli bölgelerinde StarTV, Kanal D ve CNNTürk’ün
yayınlarının 19-20 dakika süreyle kesintiye uğradığını, İnternet’ten
yapılan izlemelerin de kesildiğini öğrendik. Programın bir bölümü
neredeyse olduğu gibi izlenememişti, bu nedenle Fikri Sağlar
konuşmasını özetleyerek tekrarladı ama gelen mailler de sağanak halinde
yağan yağmurla yarışmaya başladı.
Türkiye’nin; Bursa,
İstanbul, İzmir, Antalya, Adana, Eskişehir ve daha birçok ilinden,
Avrupa’dan, ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda dahil yurt dışından
program içinde gelen 700’e yakın mailin büyük kısmında bu kesintiye
tepki vardı ve çoğu da sadece STARTV ile diğer Doğan Grubu kanallarının
kesintiye uğradığını soruyor, memleketin geldiği noktada artık herkesin
aklı karmakarışık olaylarla, komplo iddialarıyla dolu olduğu için de
yine çoğu “bu kesintinin bir sabotaj olduğuna inandığını” söylüyordu.
Ben
böyle bir ihtimali kesinlikle düşünmek istemem, eğer bu noktaya
gelindiyse zaten “sözün bittiği nokta” ya gelinmiş demektir. Bize
verilen bilgide verici arızası nedeniyle kesintinin olduğu söylendi,
araştırıyoruz. Daha çok bilgi aldığımızda sizinle paylaşacağım.
Bu yazı 255 kez okundu.
Yorumlarınız
tarafsızmısınız acaba
yorum yapan arkadaş bu sana!tabii anlayana!